Sesiz tehlike hipertansiyonun belirti vermeden ilerleyişini ve hastanelerdeki temel rolünü anlaşılır ve akıcı bir dille özetler.

Birçok hasta, tansiyonla ilgili herhangi bir yakınması olmadığını ifade ediyor. Uzmanlar ise bunun yanıltıcı bir algı olduğunu belirtiyor; çoğu kişinin tansiyonu bugüne kadar hiç ölçtürmediğini veya herhangi bir belirti hissetmediğini söylemesi, gerçekte durumun sık karşılaşılan bir sorun olduğuna işaret eder. Hipertansiyon dünyada en yaygın görülen kronik hastalıklar arasında yer alıyor ve çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebiliyor.
Kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Yüksel Çiçek, yüksek tansiyonun temel özelliğinin çoğu zaman fark edilmeden seyretmesi olduğunu vurguluyor. Hastanelerde yatan ağır hastalıkların çoğunda hipertansiyonun altyapısında yer aldığını belirten Çiçek, “|Şu ana kadar tansiyonla ilgili hiçbir şikayetim olmadı|” diyen ifadelerin özellikle üzerine durulması gereken yanlışlıklardan biri olduğunu söylüyor. Hastaların öyküsünü sorduğumuzda, çoğunlukla “hiç ölçüm yaptırmadım, herhangi bir şikayetim yoktu” yanıtını alıyoruz.
Hipertansiyonun çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini hatırlatan Çiçek, bu yüzden tansiyonun normal olduğuna dair yanlış bir kanıya kapılmamak gerektiğini belirtiyor. Sessizce ilerleyebilen bu durum, nadiren baş ağrısı, kulak çınlaması, baş dönmesi veya burun kanaması gibi semptomlarla kendini gösterebiliyor; fakat çoğu kişi farkında olmadan yüksek tansiyonu taşıyor. Bu nedenle, düzenli ölçüm olmadan yüksek tansiyonun varlığı saptanamayabiliyor.
Kardiyoloji uzmanı, hipertansiyonun birçok tabloya temel neden olarak göründüğünü ifade ederken şu örnekleri paylaşıyor: Kalp yetmezliği, damar tıkanıklıkları, kalp krizi ve ritim bozuklukları gibi durumlar çoğunlukla hipertansiyonla ilişkili ortaya çıkıyor. Beyin damar tıkanıklıkları, beyinde kanama ve böbrek yetmezliği gibi sorunlarda da en önemli etkenin hipertansiyon olduğuna dikkat çekiliyor. Göz damarlarındaki hastalıklar da bu nedenle hipertansiyonla bağlantılı görünmektedir.
Günümüzde tansiyon ölçüm cihazlarına ulaşımın kolaylaştığını belirten uzman, herkesin evinde en az bir tansiyon ölçüm cihazı bulundurmasını tavsiye ediyor. Doğru ölçüm tekniğiyle yapılan ölçümlerin önemi vurgulanırken, yüksek tansiyonlu olunmasa bile 30 yaş üzeri erişkinlerin belirli aralıklarla tansiyonlarını takip etmeleri gerekiyor. Ölçüm sonuçları 13,5/8,5 mmHg üzerinde çıktığında tek bir ölçümün yeterli olmadığını söyleyen Çiçek, bir hafta boyunca sabah-akşam yapılan düzenli ölçümlerin ortalamasının üzerinde olması durumunda bir kardiyoloji hekimine başvurulmasının gerekliliğini ifade ediyor.
Hekimler, tedavinin amacı hakkında net bir mesaj veriyor: Hipertansiyon kontrol altına alınabilir bir hastalıktır ve ilaç tedavisinin de korkulacak bir durum olmadığını belirtmek gerekir. Ancak hastalığın sessiz olması nedeniyle tedavinin geciktirilmesi durumunda kalp, böbrek, beyin ve göz gibi hayati organlarda geri dönmesi güç olan hasarlar oluşabilir. Bu nedenle, tansiyonun düzenli olarak izlenmesi ve gerektiğinde tedaviye başlanması kritik önem taşır. Gözlem ve muayeneler ayrıca göz damarları ve ilgili komplikasyonların erken tespit edilmesi için önem taşır.