Genç kadınların sahnedeki gerçekliği ve umudu, Köprüden Önce Son Çıkış ile cesur bir yolculukta buluşuyor.

Bahçe Galata’da sahnelenen Ga Kolektif yapımı Köprüden Önce Son Çıkış, Mine Yıldız, Yağmur Güçlü ve Yaren Özkoca’nın sahnedeki varlığını merkezine alıyor. Üç genç kadın, konservatuvar kökenli olmalarının getirdiği özgüvenle kendi seslerini ve hikayelerini sahnede ortaya koyuyorlar. Oyuncu-oyuncu yazarlar olarak aynı anda performans gösteren bu üçlü, karşılaştıkları engelleri dürüst ve ironik bir dille sahneye taşıyorlar. Oyun, zincirlenmiş normlar ve adalet eksiklikleriyle mücadelenin her gün televizyonlarda ve sokaklarda yansıyan yüzünü anlatıyor.
Köprüden Önce Son Çıkış’ın yazarı, yönetmeni ve oyuncuları olan Mine Yıldız, Yağmur Güçlü ve Yaren Özkoca, bu çalışmayı birlikte inşa etmişler. Metin, gerçeklik ile kurgu arasındaki sınırı zaman zaman bulanıklaştırırken, ortak yaratım tiyatrosu (devised) tekniğini kullanarak toplumsal gerçeklikleri harmanlıyor. Üçlü, Türkiye’nin güncel meselelerini ve genç kadınların karşılaştığı zorlukları görünür kılarken, kendi deneyimlerini de ön plana çıkarıyorlar.
“Köprüden Önce Son Çıkış””ın sahnesi sadece bir oyun alanı değil; aynı zamanda seslerin yükseldiği bir dayanışma noktasıdır. Oyunun evrensel veya yerel olanı, izleyiciyle kurulan bağ üzerinden yeniden tanımlanıyor. Oyunun teması, eğitim sistemiyle sektördeki yargı mekanizmalarının bireyler üzerindeki etkisini dürüstçe ele alıyor.
Oyunun izleyenleriyle buluşacağı tarih ve mekanlar net olarak paylaşılmış durumda: 18 Mart ve 16 Nisan akşamları saat 20.30’da Bahçe Galata. Ga Kolektif’in bu sıradışı deneyimiyle genç kadınların sesi güçleniyor ve sahnedeki duruşları umut doğuruyor.
Bulundukları kesişim noktası nedir? Sempozyum niteliğinde bir röportajla beslendiğimiz için kurgu da gerçekler kadar önemli bir yere sahip. Hadiselere bakışımızda toplumsal gerçeklerle kurduğumuz bağ, oyun boyunca hissedilir bir zenginlik kazanıyor.
Toplumsal normlar mı yoksa sektörel engeller mi daha ağır basıyor? Her iki dinamik de birbirine bağlı çalışıyor; maalesef performans baskısı, yalnızca sanatsal bir süreçten daha fazlasını gerektiriyor. Bu yüzden hem maddi zorluklar hem de umut kaybı zaman zaman bizi zorlasa da, birlikte üretmek bu zorlukları aşmanın anahtarı oluyor.
Hedeflerimiz evrensel bir payda bulmakla sınırlı değil: Hikâyelerimizi daha geniş kitlelere ulaştırıp daha çok insana dokunabilmek amacıyla çalışıyoruz. Seslerimiz yalnızca bu coğrafya için değil, tüm dünyaya seslenebilecek şekilde yankı bulsun istiyoruz. Gelecek için planlarımız arasında daha geniş bir izleyiciyle buluşmak ve bu umudu sürdürmek yer alıyor.