DOLAR
49,9974
EURO
55,9379
ALTIN
6.279,13
BIST
11.019,67
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
19°C
İstanbul
19°C
Yağmurlu
Çarşamba Yağmurlu
16°C
Perşembe Çok Bulutlu
13°C
Cuma Çok Bulutlu
12°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
12°C

Çekirge İstilası: Tarihin Kıyamet Günü Sefası ve Osmanlı Çözümleri

Çekirge istilasını tarihî bir bakışla ele alıp kıyamet gününün etkisini anlatıyor; Osmanlı çözümleriyle çözüm odaklı bir serüven.

Çekirge İstilası: Tarihin Kıyamet Günü Sefası ve Osmanlı Çözümleri
23.07.2026 12:00
A+
A-

Son dönemde İstanbul ve Marmara’nın bazı bölgelerinde görülen dev çekirgeler, toplumda kaygıya yol açsa da uzmanlar bu durumun ani bir artış olmadığını ve doğal bir süreç olarak değerlendirildiğini belirtti. Geçmişe bakınca, 111 yıl önce takvimler 1915’i gösterdiğinde ise savaş tüm şiddetiyle sürüyor, fakat çekirge istilaları çok daha başkaydı. Şam cepheleri başta olmak üzere onlarca toprak ısrarla çekirgeyle mücadele ederken, fakirlik ve kıtlık bu süreçte ek bir mücadele olarak karşılarına çıkıyordu. Osmanlı askerleri savaşla boğuşurken, çekirge istilası da başka bir düşmanı ortaya çıkarmıştı.

Günlerce sürüp günde binlerce ton besin tüketebilen bu böcekler, Osmanlı hâkimiyetindeki topraklarda yeni bir tehdit olarak görülüyordu. 810 yılında Urfa’da devasa bir istila yaşanmış, yıllar sonra yakın güneydeki topraklar da çekirgelerle mücadele etmek zorunda kalmıştı. Ayrıca Bizans döneminde Marmara’da çekirgelerle boğuşulduğu da kayıtlarda yer alır. Bunlar sadece Anadolu ve Mezopotamya ile sınırlı kalmıyor; Rusya 19. yüzyılda her iki yılda bir bu böceklerle mücadele etmek zorunda kalmıştı.

1730-1732 yılları arasında Almanya’da yayılan çekirgeler kiliselerin çanlarının çalındığı, top ve tüfek seslerinin yükseldiği bir dönemde bile sonuca ulaşamamıştı. Bunlar sadece korku yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda kıtlığa yol açıp binlerce insanın hayatını tehdit ediyordu. 1866’da Cezayir’de meydana gelen istila kıtlığa neden olarak yirmi bin kişinin ölümüne yol açmıştı. Araplar tarafından “Allah’ın ordusu” olarak da adlandırılan çekirgeler, kutsal kitaplarda yer alır; fakat kıtlıkla sonuçlanan bu istiladan kurtulmanın yolu, sığırcık kuşlarının yanında sırılsıklam edilen kuyular ve Osmanlı insanlarının kazdığı çukurlar idi.

1610’da İstanbul yine çekirge ile sınanır ve evler ile iş yerleri tamamen bu böceklerle dolardı. Çoğu evin ahşabı bile bu yaratıklara karşı savunmasız kalır, dişleriyle tahtaları kırabilirlerdi. Raylarda ise çekirgelerden kaynaklanan yağlar trenleri durdurabilir, işçiler yol üzerinde kum serperek akışı sağlardı. Bu dönemin en tehlikeli yüzü, yiyecek bulamayınca insanların kıyafetleri ve hatta yeni doğan bebekler için talan etmeleriyle ortaya çıkardı. Türkiye’de görülen üç tehlikeli tür arasında Fas, Çöl (Sudan) ve İtalyan çekirgeleri sayılıyordu; Fas çekirgeği özellikle Güneydoğu ve Batı Anadolu’da daha belirgin olarak kaydedilmiştir.

Osmanlı’da bu tehdit için çeşitli mücadeleler geliştirilmişti. En bilinen yöntemlerden biri de sığırcık kuşlarını kullanmaktı. Birçok bölgede bu kuşlar için özel çukurlar kurulur, 50 metre uzunluğunda ve 80 santimetre eninde bezlerle donatılan çukurlar kurulur ve çekirgeler bu bezlere doğru çekilerek düşürüldükten sonra toprakla örtülürdü. Bu yöntem, bölge halkının Kıbrıs usulü mücadele yöntemi olarak adlandırdığı bir uygulamaya dayanıyordu.

Çekirgelerin “Allah’ın ordusu” olarak görüldüğü sahnelerde, kutsal kitaplarda onların yoldan çıkarması için tanrıların çeşitli afetler gönderdiği anlatılır. İncil ve Tevrat’ta bu istilaların örneklendildiği, Kur’an’da ise bu tür felaketlere karşı imanın gerekliliği vurgulanır. Özellikle Kamer Suresi ve A’râf Suresi’nde bu felaketler, günah işleyen topluluklara hatırlatılan cezalar olarak ifade edilir. İstanbul ve çevresinin geçmişte bu tür istilalara maruz kaldığı bilinse de, şu anki durum geçmişte yaşananlarla karşılaştırıldığında farklı bir bağlamda değerlendiriliyor.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.