Ayasofya’nın Fethinin Mührü: Tarih, Sanat ve Akademik Nesnelerin İzinde—küller, figürler ve belgelerle derinlemesine bir keşif yolculuğu.

Ayasofya’nın uzun bekleyişinin ardından ibadete açılmasıyla başlayan serüven, bu yapının medeniyet mirasını ve manevi değerlerini en ince ayrıntısına kadar ortaya koyan belgeler aracılığıyla yeniden hatırlanıyor. Eser, akademisyenler tarafından ilk bakışta derin bir ilgiyle karşılandı ve okuyucuyu tarihin derinliklerine davet eden bir derinlik sunuyor.
Demirören Yayınları’nın resmî web sitesi üzerinden eser tanıtıldığında, yayınlanan video ve uzman görüşleri merak uyandırdı. Videonun açılışı, Necip Fazıl Kısakürek’in “Günlerden hangisi olursa olsun, Ayasofya açılacaktır” sözleriyle dikkat çekti ve bu sözler kitabın ruhunu yansıtmayı amaçladı.
Kitabın takdim yazısını kaleme alan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ayasofya’ya dair açıklamaları da videoda yer aldı; “Ayasofya davamızı Üstat Necip Fazıl’dan öğrendik; bu heyecanı onunla paylaştık ve Allah’ın izniyle açtık. Bu yapı bizimdir; onu koruyacak olanlar ise gençlerdir” ifadeleriyle güç kazandı.
Çok anlamlı bir jest olarak değerlendirilen türden yorumlar, uzmanların görüşlerini videoda öne çıkardı. Prof. Dr. Süleyman Berk, Fethin Mührü adlı eserin Ayasofya’nın açılış yıl dönümüne özel bir armağan niteliğinde olduğunu ifade etti ve baskı ile içeriğin yüksek kalitesine vurgu yaptı; “Her biri eşsiz güzellikte kareler içeriyor; mozaiklerin restorasyon sürecinden günümüze miras kalan fotoğraflara kadar geniş bir görsel arşiv sunuyor.”
Hasan Mert Kaya ise eserin arşiv niteliğini taşıyan görsellerle zenginleştiğini ve Ayasofya tarihinin farklı dönemlerini kapsayan kapsamlı bir çalışmanın ortaya çıktığını belirtti. Mimar Fossati’nin restorasyon sürecinde görünen Sultan Abdülmecit tuğrasının eserin en önemli görsellerinden biri olduğunu söyleyen Kaya, kitabın akademik başvuru niteliğini vurguladı.
İlk kez ortaya çıkan fotoğraflar Fethin Mührü, Ayasofya’nın asırlık geçmişini farklı yönleriyle ele alırken toplam 229 fotoğrafa yer veriyor. Giriş bölümünde yer alan gravür ve minyatürler dikkat çekiyor; ayrıca Ali Enis Oza’nın 24 fotoğrafı, 20. yüzyıl İstanbul’unun karelerini ilk kez okura sunuyor.