You Can See Everything ve Diğer Yakınlaştırmalar: Hayattan kesitler, farklı bakış açılarıyla merak uyandıran bir yolculuk.

Haberlerin ve belgesellerin ötesine geçerek, izleyiciye toplumun nabzını hissettiren bir dizi yeni çalışmalar geliyor. You Can See Everything filmi, yönetmenler Nathan Fielder ve Lance Oppenheim’in imzasını taşıyor ve yakın zamanda Türkiye’de de sinemalarda kendine yer buluyor. Bu belgesel, Theranos’un kurucusu Elizabeth Holmes’un hapishane yolculuğundan önceki son günlerini sürükleyici bir dille ekrana taşıyor ve izleyiciyi şaşırtan bir açılışla seyir deneyimini zenginleştiriyor. İddialı anlatımı ile tartışmaların merkezine oturuyor ve eleştirmenler tarafından geleneksel belgesel kalıplarının sınırlarının zorlandığına işaret ediliyor.
Bağlar, kökler ve tutkular temasıyla ilerleyen bir sonraki bölüm, Antalya Altın Portakal Festivali’nin hatırlda kaldığı bir döneme ait; ölüm/kurtuluş arasındaki ince çizgide sürüklenen üç kişinin yaşam öyküsüyle bizi yüzleştiriyor. Suriyeli Hazel’in Türkiye’deki entegrasyon süreci, kimlik arayışları ve ailesel sorumluluklarla olan çatışması hikayenin merkezinde yer alıyor. Hamza ise geçmişle hesaplaşırken kendi yolunu ve adını yeniden inşa etmeye çalışıyor. Afgan göçmeni Khaled ise bir köyde sürdürdüğü çobanlık hayatında aşkın ve toplumsal geleneklerin sınavıyla karşı karşıya kalıyor.
Shaun the Sheep: The Beast of Mossy Bottom ile Kuzular Fırarda: Gizemli Canavar üzerinden büyüyen bir animasyon deneyimi geliyor. Stop-motion tekniğinin sıcaklığıyla salınan bu uzun metraj, Shaun’in dünyasına yeni bir aksiyon ve mizah katıyor. Cadılar Bayramı’nı selamlayan macerada, Çiftçi’nin kazara isabet eden balkabağı tarlası, sürünün sevinci yerine karmaşa doğurur. Shaun, sorunları çözmek için akıllı bir plan peşine düşer ve sonuçlar beklenmedik bir biçimde şekillenir.
Sanguine ya da Nöbet başlığı altında bir başka hikâye, yoğun bir acil servise atanan genç bir stajyerin deneyimini aktarır. Yoğunluğun ve baskının arasında ilerleyen bu dünya, hastaların sert gerçekleriyle yüzleşirken stajyerin kendi bedeniyle ilgili inanılmaz dönüşümünü de gözler önüne serer. Filmde, Oscar ödüllü makyaj etkileri ustası Pierre-Olivier Persin ve ekibinin yaratımları dikkat çekiyor ve sahneler arasında gerilimi yükseltiyor.