DOLAR
48,9821
EURO
55,7624
ALTIN
6.570,31
BIST
12.899,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
20°C
İstanbul
20°C
Hafif Yağmurlu
Salı Yağmurlu
19°C
Çarşamba Çok Bulutlu
21°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
20°C
Cuma Hafif Yağmurlu
19°C

Şam-İstikrar İçin Yeni Suriye Yapılanması ve SDG/PKK Karşıtı Strateji

Şam-İstikrar için yeni Suriye yapılanması ve SDG/PKK karşıtı strateji üzerine güncel analiz ve riskler.

Şam-İstikrar İçin Yeni Suriye Yapılanması ve SDG/PKK Karşıtı Strateji
18.01.2026 15:12
A+
A-

Şu anda Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda fiilen kurulan SDG bölgeleri, yeniden inşa ve istikrar sürecinin önündeki başlıca engeller olarak tanımlanıyor. Ahmed el-Şara liderliğindeki yeni merkezi otorite, parçalı yapıyı sona erdirerek devletin tek ve merkezi gücünü yeniden tesis etmeyi esas hedef olarak belirledi. Bu yaklaşım, 10 Mart 2025 mutabakatının örgütün silahlı varlığını bitirme ve devlet kurumlarına entegrasyonunu hedeflediği bir dönüm noktası olarak kabul edildi.

Aradan geçen süre içinde SDG liderliği, mutabakatın ruhuna aykırı adımlar atmaya devam ederek özerklik ve federasyon taleplerini gündemde tutmuştur. Şam yönetimi bu tutumu, Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik açık bir tehdit olarak gördü. Türkiye’nin Suriye’nin üniter yapısına dair net ve kararlı tutumu ise merkezi hükümetin lehine önemli bir güç kaynağı oldu. Mazlum Abdi’nin SDG başbakanlığı döneminde Şam’ın çağrılarına karşı gösterdiği direnci kırmak için İsrail’den aldığı destek ve tetikleyici söylemler, Şara yönetiminin birliği koruma çabalarını güçlendirdi.

Mevcut tabloda SDG’nin 10 Mart mutabakatını yerine getirmemesi, Ankara ile Şam taraflarında da güçlü tepkilere yol açtı. 2025 yılının son günlerinde Halep merkezli harekâtlar başladı ve SDG’nin kontrolündeki bölge üzerinde baskı kuruldu. Suriye ordusu, Fırat Nehri’nin batısında Deyr Hafir sonrası Meskene ve çevresindeki 34 köy ve kasabayı kontrolüne alırken Rakka’nın güneybatısına doğru harekete geçti. Ordunun açıklamaları, sivilleri ve SDG’nin müttefiki kalıntıları hedef almayacaklarını vurguluyor; bununla birlikte askeri varlığın kapsamını genişleten bir güvenlik çerçevesi kurulduğu ifade ediliyor.

Bu süreçte SDG’nin Arap çoğunluklu bölgelerde destek kaybetmesi, Şam yönetiminin egemenliğini tercih eden yerel unsurların yanına çekilmesiyle netleşti. SDG’nin Kürt kimliğini öne çıkaran söylemlerine karşı Şam yönetiminin siyasi birikimi ve askeri güç kullanma kararlılığı, sahada merkezi otoritenin yeniden inşasına hizmet etti. 17-18 Ocak tarihlerinde Rakka yönünde ilerleyen güvenlik aktörleri, yerel aşiretlerin de merkezi hükümetin yanında yer aldığını duyurdu. Mazlum Abdi’nin 17 Ocak açıklaması, mutabakat şartlarının uygulanması yönündeki uluslararası baskıya yanıt olarak kabul edilse de, Şam’ın mutabakatı hayata geçirme çabalarını artırdı.

SDG’nin özerklik talebi ve federasyon tartışmaları, bölgede sosyolojik gerçeklerle uyumlu olmayan bir tablo çizmeye devam ediyor. Arap nüfusun ağırlığı, yerel aşiretlerin memnuniyetsizliği ve ekonomik-askerî yükümlülükler SDG’nin toplumsal tabanını zayıflatıyor. Bu durum, uzun vadede silahlı zor yoluyla mevcut statükoyu sürdürmenin sürdürülebilir olmadığını gösteriyor. Türkiye’nin Suriye’nin toprak bütünlüğü konusundaki tutumu ise sahadaki dengeyi doğrudan etkiliyor ve SDG’nin dış destek arayışlarını sınırlıyor.

Geleceğe dönük üç temel seçenek SDG için öne çıkıyor: merkezi hükümetle bütünleşmeyi benimsemek; mevcut statükoyu sürdürmeye çalışıp baskının artmasına katlanmak; dış aktörlere dayanarak zaman kazanmaya çalışmak. Bölgesel konjonktür ve sahadaki güç dengeleri, SDG’nin gerçek anlamda vazgeçilmez bir aktör olmadığını, aksine merkezi devlet otoritesinin giderek daha baskın hale geldiğini gösteriyor. Dolayısıyla en makul yol, Suriye’nin birlik ve bütünlüğünü güvence altına almak ve 10 Mart mutabakatının maddelerini eksiksiz uygularak SDG’nin varlığını devlet kurumlarına entegre etmek olarak görülmelidir.

Şara’nın Kürt kökenli vatandaşlara yönelik tutumu, Kürtlerin temsilcisi iddialarını zayıflatan bir adım olarak görülüyor. Kürtlere verilen haklar, Suriye’nin demokratik bütünleşmesini güçlendirmeyi ve toplumsal mutabakatı derinleştirmeyi amaçlıyor. Bu bağlamda Kürtlerin kültürel hakları ve vatandaşlık temelli yaklaşım, ülke genelinde kapsayıcı bir kimlik inşa edilmesi yönünde atılan adımlardır. 16 Ocak 2026’da yayımlanan 2026/13 sayılı kararname, bu politikaların somut ifadesi olarak değerlendiriliyor ve anayasa yapım sürecinde önemli bir referans olarak öne çıkıyor.

Milletvekili yaklaşımıyla öne çıkan hedefler arasında, Suriye’nin üniter bir devlet yapısında birleşmesi, anayasanın tüm etnik ve dini kesimleri kapsaması, Arapça’nın resmi dil olarak korunması ve Kürtçe ile Türkçe gibi dillerin seçmeli ders olarak eğitim sistemine dahil edilmesi bulunuyor. Ayrıca başkanlık sistemiyle istikrarı sağlamayı, kuvvetler ayrılığını tesis etmeyi, çok partili siyasi yaşamı güvence altına almayı ve temel hak özgürlüklerini güvence altına almayı hedefleyen bir yönetim modeli öneriliyor. Bu süreçte, Suriye vatandaşlığı kavramının güçlendirilmesi ve tüm Suriyelilerin anayasa bağlamında eşit haklara sahip olması vurgulanıyor.

Sonuç olarak, Suriye’nin toprak bütünlüğünü güvence altına alacak şekilde universel bir devlet yapısına dönmek için 10 Mart mutabakatı tam olarak uygulanmalı, bölüngü tartışmaları gündemden çıkarılmalı ve üniter devlet yapısının korunması için adımlar atılmalıdır. Yeni anayasa, tüm etnik ve dini kesimleri kapsayacak şekilde tasarlanmalı; Kürtler, Türkmenler ve diğer asli unsurların kültürel hakları güvence altına alınmalıdır. Türkiye’nin güvenlik hassasiyetleri, sahadaki kararları şekillendirmeye devam ederken, Suriye’nin ortaklığı, barış ve istikrar yolunda kilit faktör olarak öne çıkıyor. Gelecek için yol haritası olarak, 10 Mart mutabakatının uygulanması, üniteryen devlet yapısının korunması ve kapsayıcı bir anayasa çerçevesinde ilerlemek önemli adımlar olarak görülüyor.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.