İran’ın bölgesel stratejisi ve Körfez saldırıları Türkiye’nin bakış açısından değerlendiriliyor; riskler, dinamikler ve geleceğe yönelik öngörüler sunuluyor.

Güvenlik kaygılarının hızla arttığı bir dönemde bölgesel gelişmeleri yakından izlediğimizi belirtmeye devam ediyoruz. Bölgede yaşanan son süreçler, 20 yıllık dönemde yaşanan büyük acı ve çatışmaların gölgesinde sürüyor ve şu anda karşı karşıya olduğumuz durum, İran’ın toplam bir saldırı ihtimaliyle bağlantılı olarak enerji altyapılarına yönelik baskı stratejisini nasıl uyguladığı sorusunu öne çıkarıyor. İran’ın amacı, kendisine yönelik bir saldırı ihtimali doğduğunda bölgeyi de beraberinde sürüklüyor görünümünde; bu yaklaşımın enerji güvenliği ve dünya ekonomisine etkileri kritik öneme sahip. İran’ın taarruz ettikçe baskı unsurunu büyütme eğilimiyle karşı karşıyayız.
İki temel hedefe göre savaşın yönü ve süresi değişir diye değerlendiriyoruz: İlk olarak, İran’ın sahip olduğu askeri olanakların ortadan kaldırılmasına yönelik profesyonel bir hedef var. Bu hedef elde edilirse harekatın uzatma ihtimali söz konusu olur. İkinci hedef ise rejim değişikliği olabilir; bu durumda da savaşın karakteri ve süresi farklılaşır. Bu iki farklı senaryo, bölgenin yayılma biçimini ve oluşacak riskleri belirler. Biz de bu bağlamda, kötüye gidişi engellemek için belli ülkelerle ortak bir görüş oluşturmaya yönelik çalışmalar yapıyoruz.
İsrail ve ABD arasındaki baskı dinamikleri konusunda ise Körfez ülkelerinin savaşı çıkarmamak için gösterdiği çabalar dikkat çekici. Yakından gözlemliyorum ki Katar’ın Başbakanı ve Dışişleri Bakanı, çatışmanın başlamaması için yoğun bir çalıştay içindeydi ve bu çabaların bölgede savaşın alevlenmesini engellediğini söylüyorum. Ancak İran’ın, bölgeyi ve enerji altyapısını hedef alarak bölgesel riskleri ciddi ölçüde artırdığı bir gerçek. İran, savaşta kendine zarar verecek üs ve hava sahalarını aktif olarak savunmuş ve bu yaklaşımıyla taraflar arasında uyum sağlamak amacıyla kendi konumunu netleştirmiş görünüyor.
“Ben yatıştırıcı bir boşluk oluşturmadan önce bölgemi de birlikte batırırım” diye özetlenen temel strateji, bölgede istikrarı bozmaya yönelik bir tehdit olarak görülüyor. Bu nedenle, bizim açımızdan bakıldığında, hangi taraflar karşı karşıya gelse de bölgesel dengelerin korunması ve enerji güvenliğinin sağlanması için ortak bir değerlendirme ve hareket planı kritik önem taşıyor. Bu süreçte dostlarımızla birlikte yürütülen dikkate değer çalışmalar, İran’ın agresif yaklaşımına karşı uygun bir yanıt çerçevesi oluşturmayı hedefliyor.