Kırıldığın yerden hikmet sızar,
yıkıldığın yerden güç doğar.
Ey gönül…
Sana bir çift sözüm var: Artık koşma, yavaşla!
Koştun da ne oldu?
Yetişmek istediklerine yetişemedin, kaçmak istediklerinden de kaçamadın.
Sadece yoruldun…
Hem de en çok kendinden.
Hayat bazen acelemizi sınar. Bir yerlere yetişmek isteriz;
bir makama, bir hayale, bir insana, bir sevdaya…
Sonra bir bakarız ki koşarken en çok içimizi geride bırakmışız.
Oysa zaman öğretiyor:
Bazı şeyler koşunca değil, durunca anlaşılır.
Durursun…
Bir nefes alırsın.
Gürültü susar, hakikat konuşur.
İçindeki yükün ne olduğunu, neyi taşıyıp neyi bırakman gerektiğini
o kısa sükûtta fark edersin.
Kimi insanlar, kimi hayaller, kimi beklentiler…
Hepsi birer misafir.
Giden kaderdir, kalan imtihandır.
Ey gönül…
Belki de yorulman kötü değil; seni olgunlaştıran şey o yorgunluğun ta kendisi.
Kırıldığın yerden hikmet sızar, yıkıldığın yerden güç doğar.
Her yara, sahibine tecrübeyi;
her kayıp, insanı Rabbine biraz daha yakınlığı öğretir.
Bu yüzden bugün koşmayı bırak.
Yüklerinden, telaşlarından, içindeki fırtınalardan çekil kenara.
Bir çay koy, bir dua et, bir nefes ver hayata.
Sen durunca dünya da durur merak etme…
Yollar sabredene açılır, kader sakin olana konuşur.
Ve unutma ey gönül:
Koşmak seni götürmediğin yerlere;
bazen bir adım geri çekilmek, seni olması gereken yere getirir.
Rabbim gönlünü ferahlıkla doldursun, yolunu kolay kılsın.