Aspendos’taki genç şefin gelenekten geleceğe Carmina Burana yorumu; müzik yolculuğunu büyüleyen bir rehber niteliğinde.

Genç bir maestro olan Maximilian Cem Haberstock, 22 yaşında olduğu halde uluslararası arenada adından söz ettiriyor. Münih Festival Orkestrası’nın kurucusu ve baş şefi olarak, 32 ülkeden seçilmiş 97 yetenekli müzisyenle bir araya gelen dinamik bir topluluğun yöneticisi konumunda. Yakında Aspendos Opera ve Bale Festivali’nde Carl Orff’un Carmina Burana eserini sahnelemek üzere hazırlıklar yapıyor.
Aspendos’ta Carmina Burana performansı için duyulan heyecan, mekânın tarihi dokusuyla birleştiğinde sanatseverler için unutulmaz bir deneyim vaad ediyor. Latince ve Antik Yunanca üzerinde sağlam bir eğitim almış olan Haberstock için bu proje, geçmişle günümüzü bağlayan eşsiz bir köprü kuruyor. Latince el yazmalarının Münih yakınlarındaki Benediktbeuern Manastırı’nda bulunduğu gerçeği, esere dair derin bir bağ hissi yaratıyor. Annemi Ankara’dan gelen köklü bir geçmişle bağlayan Türkiye sevgisi ise onu bu coğrafyada da güçlü kılıyor.
Kariyer hedefleri ve imza arayışını şu sözlerle özetliyor: Klasik müzik geleneğinin büyük ustalarından ilham alıyor, fakat taklitten kaçınıp geleneği yeniden yorumlayarak günümüze taşımanın önemine inanıyor. Bu yaklaşım, sadece geçmişi anmakla kalmayıp onu canlı tutmayı ve her yeni döneme uyarlayarak geliştirmeyi amaçlıyor.
Genç kuşağın klasik müziğe olan ilgisi konusuna geldiğinde ise şu tespitleri paylaşıyor: Avrupa’da Bildungsermögertüm veya eğitimli kültür katmanının giderek zayıflaması, gençlerin bu müzikle bağ kurmasını zorlaştırıyor. Geçmişte yaygın olan topluluk müziği ve sosyal kültürel etkileşimlerin yerini daha az ortak alan almaya başlarken, Haberstock için temel mesele eğitim aracılığıyla kültürel mirasın yeniden canlanması gerektiğini söylemekten çekinmiyor. Bu hedefe ulaşmanın anahtarı olarak eğitim/öğrenmenin güçlendirilmesini öne çıkarıyor ve benzer bir toplumsal yapının yeniden oluşması gerektiğini vurguluyor.
Yeniden şekillenen bir gelenek olarak müziğin canlı kalması için sadece geçmişin notalarını taklit etmek yerine, dinleyiciyle kurulan yeni bağlar üzerinde düşünmek gerektiğine inanıyor. Bu yaklaşım, günümüzün hızlı değişen dünyasında bile köklerden kopmayan bir müzik dili yaratmayı amaçlıyor.