İstanbul Caz Festivali 33: Yeni sesler, efsanevi isimler ve benzersiz bir müzik yolculuğu. Kaçırma!

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın düzenlediği 33. İstanbul Caz Festivali, bu yıl Garanti BBVA sponsorluğunda 30 Haziran–13 Temmuz arasında sahne alacak. 14 gün boyunca yaklaşık 30 konserde, 200’e yakın sanatçı izleyiciyle buluşacak ve mekân çeşitliliğiyle çağdaş cazın geniş bir yelpazesini sergileyecek. Program, yenilikçi projelerden köklerine bağlı geleneksel icraatlara uzanan bir çeşitlilik sunuyor; elektronik dokunuşların sınırları genişlettiği, akustik ifadelerin sadeleştiği bir seçkiyle dikkat çekiyor.
Yıldızlar geçidi olarak nitelendirilen festivalin açılışı, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda üç büyük isme ev sahipliği yapacak. 30 Haziran’da sahneye çıkacak Marcus Miller, Miles Davis’i anmak için düzenlenen “WE WANT MILES!” projesiyle sahnede olacak; Bill Evans, Mike Stern, Mino Cinelu ve Russell Gunn gibi isimler de bu projede yer alacak. 1 Temmuz’da sahneye çıkacak Thee Sacred Souls’un parçalarıyla Türkiye’de ilk konserini vereceği bu gün, LA LOM’un açılış performansıyla başlayacak.
2 Temmuz’da Robert Plant’in söz ve vokal zenginliğiyle, Saving Grace ve Suzi Dian ile birlikte festival sahnesinde olacağı bu ana, rock ile caz arasındaki köprüleri güçlendirecek. Ardından üç büyük konserin ardından program, Arooj Aftab’ın özgün Sufi etkileriyle duygu yüklü bir müzikal deneyim, Joe Lovano ile Antonio Faraò Trio’nun çağdaş cazın büyüleyici rüzgârını ve Mari Froes’in modern Brezilya ezgilerini bir araya getirecek. Detaylı program ve mekân bilgileri caz.iksv.org adresinde erişilebilir.
‘Birbirimizi duymazsak nasıl anlaşacağız?’ başlıklı tanıtım toplantısında festivalin direktörü Harun İzer, bu yılın da cazın ötesine geçen bir deneyim sunduğunu şu sözlerle özetledi: “Kuzey Amerika’dan Güney Amerika’ya, Brezilya’dan Avrupa’ya ve Pakistan’a kadar uzanan geniş bir yelpazeye yayılan bu program, farklı kültürlerin ve ifade biçimlerinin buluşmasına olanak tanıyor. Toplumlarda giderek artan kapanışlar ve çatışmalar göz önüne alındığında, birbirimizi dinleyip anlamanın önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Biz de bu çabayı, farklı sesleri uyum içinde bir araya getirerek sürdürmeye çalışıyoruz.”