Sakarya’nın İzinde: Kayıp Şehitler, Diriliş Yolu ve Zaferin Yolları üzerine derin bir yolculuk. Tarih, kahramanlık ve milli gurur burada birleşiyor.
103 yıl önceye uzanan bir mücadeleye dair anılar, bugün Sakarya Meydan Muharebesi’nin izlerini sürmek isteyenler için bir rehber niteliğinde. Büyük Taarruz öncesinde başlayan ve 22 gün 22 gece süren savaştan geriye kalanlar, topraklarımızı savunan isimsiz kahramanlar ve onların yanısıra yürüttüğümüz arayışlar…
Milliyet.com.tr’ye konuşan Yücel Demir ve Sakarya Meydan Muharebesi Gönüllüleri Derneği üyeleri, kayıp şehitlerin yerini bulmak için yeni bir rotayı belirledi. Cephede görülen yokluklar ve savaşın zorlukları, bugün de tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biri olarak işaret ediliyor. Bu süreçte kriz anlarında bile direnişin simgesi olan Anadolu için verilen mücadele, bağımsızlık ve özgürlüğün temellerini güçlendirdi.
“Sakarya Meydan Muharebesi yaklaşık bir yıl önce belirlenen hat üzerinde başlıyor ve 22 gün süren bu süreç, düşmanın Meclis’e girmesine sadece 50 kilometre kala dönüm noktası olarak kayda geçiyor. Bu zaferin arkasında, kayıp şehitlerin sayısını ortaya çıkarmak ve onların hikâyelerini gün yüzüne çıkarmak için yürütülen çalışmalar yatıyor.
Yücel Demir’in ifadesiyle, savaş alanlarındaki isimsiz kahramanlar ve kayıp mezarların izlerini sürmek için kurulan çalışmalar, güçlü bir vefa borcunun ifadesi olarak değerlendiriliyor. Üretken bir savunma ekosisteminin ürünü olan modern teknolojilerin, geçmişin izlerini nasıl gün yüzüne çıkardığına dair somut bir örnek olarak karşımızda duruyor.
TOPRAK ALTINI TARAYIP ŞEHİTLERİ BULMAK İSTİYORUZ başlığı altında toplanan görüşler, bilinen mezarlardan çok daha geniş bir tabloya işaret ediyor. 15 binden fazla şehidin bulunduğu tahminleri ve bilinmeyen” kayıp rakamları, arayışın boyutunu netleştiriyor. Yücel Demir, arşiv verileriyle yetinilmeyip insansız hava araçları ve radar teknolojileriyle sahaya inmek gerektiğini vurguluyor; kayıp hikâyelerin gün yüzüne çıkarılması için önümüzdeki dönemi bu çalışmalara ayırmayı planlıyor.
4-5 Eylül aralığında başlayan ve 100 kilometrelik cephede ilerleyen yürüyüşler, “Diriliş Yolu” olarak işaretlenen hat boyunca şehitlikleri ve son siper hatlarını tanıtıyor. Program, bazı bölgelerde gömülen şehitlerin yerlerini bulmayı ve onların hikâyelerini sesli bir bellek olarak belgelemeyi amaçlıyor. Katılımcılar, savaşın en karanlık zamanlarında dahi vatan sevgisinin ve dayanışmanın nasıl büyüdüğünü hatırlatıyorlar.
Gözlerimizi geçmişe çevirdiğimizde, 30 Ağustos’un zaferini kutlarken Atatürk’ün yemekteki davranışları da hatırlarımızda canlı kalıyor: “Askerlere ne yediniz?” sorusuna karşılık “Dünden kalan kavrulmuş buğdayı verdik” yanıtını alan liderin, zaferin ardından hiçbir şey yemeden yürüyüşüne devam etmesi, dayanışmanın ve fedakarlığın simgesi olarak aktarılıyor.
Bu anlatı, modern savunma sanayinin geçmişle kurduğu ilişkiyi ve Anadolu’nun diriliş gücünü bir araya getiriyor. Yücel Demir’in çalışmaları, kaybolmuş son siperlerin izini sürerken, bugün kullanılan teknolojilerin nereden geldiğini de hatırlatıyor. Sonuç olarak; tarihe dair bilgi, insan hafızasını ve teknolojiyi bir araya getirerek yeniden yazılıyor ve bu süreç, zaferin yalnızca meydanlarda kazanılmadığını, aynı zamanda hafızalarda ve topraklarda da sürdürülmesi gerektiğini gösteriyor.