DOLAR
43,0428
EURO
50,4222
ALTIN
6.179,44
BIST
11.935,11
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
16°C
Perşembe Yağmurlu
15°C
Cuma Açık
6°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
14°C

ÖZÜN GÜRLEŞİRSE ÖZGÜR OLUR MUSUN? – 2 / 2

05.01.2026 09:25 | Son Güncellenme: 24.12.2025 00:35
A+
A-

,

 

Düşünsenize bu ne büyük bir ihmal;

çürüyüp gidecek beden özenle hazla, hızla

ve özgürce besleniyorken ebedi kalacak olan ruh

niye ihmal ediliyor?

 

Gerçek özgürlük ve özgüven, insanın niçin yaratıldığını bilmesiyle, özü koruyarak dünyayı tanımasıyla başlar. Pergelin sabit ayağı gibi, Fussılet Suresinin 53. ayetinde emredildiği gibi kendini keşfeden, kendini geliştiren; kendi kimliğini, kişiliğini, şahsiyetini inşa eden insan kendinden beslenir; kendi değerlerinden, tarihinden, medeniyetinden, kültüründen ve hayat hikayelerinden beslenir. Kendini inşa ettikten sonra pergelin kalem tutan, gezen diğer ayağıyla dünyayı keşfetmeye, özüne uygun iyi, güzel ve doğru olanları hücre zarı (seçici geçirgenlik) mantığıyla alır, hazmeder, özümser; uygun olmayan kötü, çirkin ve yanlış unsurları dışarda bırakır. Dışarıda bırakılan unsurların kendini hasta edeceği, bozacağı ve çürüteceği bilinciyle insan hareket eder.

Bahsi geçen ayette Allah (cc) şöyle buyur: “Kur’an’ın gerçek olduğu kendileri için apaçık belli oluncaya kadar onlara çevrelerinde ve kendilerinde bulunan kanıtlarımızı hep göstereceğiz. Rabbinin her şeye tanıklık etmesi (onlar için) yeterli değil midir?” (Fussilet; 41/53). Buna göre ayette Allah, zaman içinde insanlara hem kendi varlık yapıları hakkında hem de dış dünyada yaratıcı kudretinin eserleri olan nice kanıtlarını göstereceğini haber vermektedir ki bu, ileride gerçekleşecek olan bilimsel keşiflerden başka bir şey değildir.

Özgürlük, yabancı unsurları almak değildir, onlardan uzak durmaktır; kendi varlık değerleriyle özgür ve özgün kalmaktır. “Kökünü bil oğul. Kök gitti mi dal kurur. Köküne sahip çıkan ayakta kalır.” Düşünsenize insan, köklerini, geçmişini reddediyor, nefret ediyor.Geçmişini unutanın geleceğini inşa edemeyeceği” ve “taklitçiliğin esaret olduğunu” aklıselim, kalbiselim ve zevkiselim insan anlayabiliyor mu? Bilmiyorum! Fakat tek doğru cevabın ‘anlamak zorundadır’ olduğunu kesin biliyorum. Geçmişini bilmeyenin geleceği olmayacağını da kesin biliyorum. Şu ayet bize teselli olsun: “Mûsâ tayin ettiğimiz vakitte buluşmak üzere kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem yakalayınca Mûsâ dedi ki: “Ey rabbim! Dileseydin onları ve beni daha önce helâk ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir; onunla dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim velîmizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin.(A’râf; 7/155).

Bu noktada konuya insanın hangi bilgi, hangi hissiyat, hangi zihniyet ve hangi inanç çerçevesinden baktığın önemlidir. Çünkü yüksek etki yaratmayı belirleyen şey çoğu zaman bilgi değildir. Bilgiyi hangi zihinsel çerçeveyle kullandığımız daha önemlidir. Bu minvalde bilinen “Zihniyetin, en büyük sermayendir” cümlesini, ‘özgürlük, özenti, taklit, gelecek, dünya, ahiret…’ kavramlarını doğru anlamada kıymetlidir. İnsanı doğru bileşenlerle inşa eden de inşa edileni yıkan da düşünme tarzıdır. Aynı zamanda, benzer kolaylık ve zorluklarda yetişen iki insandan biri ilerlerken diğerinin tökezleyip düşmesinin nedeni ise zihniyet sermayesinin farklı olmasındandır.

Bilge bir ihtiyara “nasıl bu kadar genç görünüyorsun?” diye sorulur. Verdiği cevap manidardır: Ruhen, zihnen, kalben ve bedenen daha genç, daha diri, daha heyecanlı kalmam, “bağırsaklarıma, mideme; duygularıma, düşüncelerime ve inancıma iyi bakmam” ile mümkündür, der. Çünkü beden ne yediğini, zihin ne düşündüğünü, duygular ne hissettiğini, ruh neye inandığını ayna gibi yansıtır. Aslında içiniz dışınıza yansıyor. Dışımız da içimize yansır mı? İçi dışı bir olmanın özgürlükle alakası ne?

Bir cümle daha: Kendi hayrını koruyacak bir şerri de olmalı insanın! Özünün, hep gür çıkması için insanın bazen sert, kararlı ve bazen savunmacı bir tarafının da olması gerekir. Kötülüğe dur diyebilecek bir sertliğe, bir diş gösterme kabiliyetine; iyiliğinizi devam ettirebilmek için kendinizi hayatta ve ayakta tutacak bir güce ve kuvvete sahip olması gerekir. İnsan, aydınlık taraflarını gösterdiği gibi bazen gölge taraflarını da bir denge ve bir usulle gösterebilmelidir. Gerektiğinde sözünü yükseltecek gür bir sesle ‘hayır’ diyebilmelidir. Bir gün kırkayağa ‘hangi ayağını önce atacağına nasıl karar veriyorsun?’ sormuşlar. Kırkayak o günden sonra yürüyememiş.

Düşünsenize bu ne büyük bir ihmal; çürüyüp gidecek beden özenle hazla, hızla ve özgürce besleniyorken ebedi kalacak olan ruh niye ihmal ediliyor?

Kendini gözlemleyebilmek, sentezleyebilmek, analiz edebilmek ve değerlendirebilmek bir yetenek değil, bir beceridir; hem de öncelikle öğrenilmesi gereken bir beceri. Bu konuyu ne kadar biliyorsunuz ve bu konuda ne kadar beceriklisiniz? Bilmiyorum! Fakat hiçbir şey sebepsiz değildir. Rahimdeki ilk niyet, tüm hayatı şekillendirir. Her şey değişir, bazen zamanla bazen bir insanla. Bunu iyi biliyorum.

Kur’an’da, “Elbette işin sonu senin için öncesinden daha hayırlı olacaktır” (Duhâ; 93/4) şeklinde buyurulur. Bundan dolayıdır ki genel anlamda, tüm yönleriyle incelediğimizde geçmiş bugünden daha iyi değil, gelecek bugünden daha kötü olmaz. Başkalarının deyimiyle Z (ze), bize göre Z (Zeheb-Altın) kuşağı istikbal vadediyor. Bir diğer tanımlamayla, tercihini özünün gür sesinden yana yapan bir nesle Vav (و) Kuşağı da denilebilir. Çünkü vav (و) harfi, Kur’an’da ‘yemin’ olarak ‘Sana yöneldim, sana güvendim’ anlamındadır. Ve yine anne karnındaki cenin duruşuna benzetilen vav (و) harfi; vahdaniyeti temsil etmesi nedeniyle Allah’ın birliğini ve benzersizliğini simgeler.

Ya Rab! ‘Geçmişini unutan olmasın muteber, olursa Rabbinden olur bihaber.’

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.