Türkiye-Çin perspektifinden barış, adalet ve diyalog için umut dolu bir ortak yolun izleri.
Erdoğan’ın kaleme aldığı metin, güven tesisinden diyalog kanallarını açık tutmaya ve krizlere çözüm bulmaya odaklanan dış politika anlayışını öne çıkarıyor. Savaşın bir kazananı olmayacağı inancını yinelerken, yaygın krizlere pratik çözümler üretme kararlılığını vurguluyor ve küresel adalet vizyonunu uluslararası topluma taşıma niyetini dile getiriyor.
İstanbul ve Antalya’da yürütülen barış görüşmeleriyle diplomasi trafiğini canlı tutan Türkiye, özellikle Karadeniz Tahıl Girişimi üzerinden gıda güvenliğinin sağlanmasına katkı yaptığını belirtiyor. Rusya-Ukrayna çatışmasının etkilerini azaltmaya dönük adımların, insani koridorların açılması ve esir takasları gibi konularda kritik rol oynadığına işaret ediliyor. Temmuz 2025’te İstanbul’da başlayan süreç de bu çabanın bir göstergesi olarak sunuluyor: “Savaşın kazananı, adil bir barışın kaybedeni olmaz.”
Gazze konusunda Türkiye’nin net tutumu ise insan odaklı bir yaklaşımı merkezine alıyor. Sivil halkın güvenliği, insani yardıma kesintisiz erişim ve kalıcı bir ateşkes için yürütülen çalışmalara vurgu yapılıyor. 1967 sınırları esas alınarak başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin Devleti’nin inşası, bölgenin kalıcı barışı için hayati olarak görülüyor.
Ekonomik bağlantılar, altyapı projeleri, enerji iş birlikleri ve kültürel değişimler gibi çok yönlü adımlar, bölgesel güven ve küresel istikrar için kilit rol oynamaktadır. Şanghay İşbirliği Teşkilatı çatısı altında düzenlenecek zirvede Türkiye, Diyalog Ortağı olarak bölgesel ve küresel meseleler üzerinde görüşlerini paylaşmayı önceliklendirmektedir. Türkiye’nin güçlü saygı ve karşılıklı fayda temelinde yürüttüğü ilişki, iki devletin uzun vadeli iş birliğini pekiştirmeyi hedeflemektedir.
Çin ile ilişkilerimiz uzun geçmişe dayanır ve karşılıklı saygı ile kazan-kazan mantığı üzerine kurulu bir yaklaşımı benimsediğini ifade eder. Diplomatik temaslar 1971’den itibaren istikrarlı bir ivme kazanmış; iktisadi, siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda derinleşen bağlar, güvene dayalı bir ortaklığı anlatır. Zirve marjında Çinli yetkililerle yapılacak görüşmelerin, güvenin pekişmesi ve ikili ilişkilerin derinleşmesi açısından önem taşıdığı belirtiliyor.
Geleceğe yönelik mesaj, dünyanın güven ve diyalog eksenli bir yapıya doğru yöneldiği inancını paylaştırıyor. Türkiye, bölgeden başlayarak küresel ölçekte yeni ufuklar açmaya devam edeceğini vurguluyor ve devamlı diyalog ve kriz yönetimi iradesiyle sorumluluk üstlenmeye kararlı olduğunu ifade ediyor. Uluslararası toplumun ortak vicdan ve çıkarlar etrafında birleşmesinin, daha adil ve müreffeh bir dünyanın anahtarı olduğuna inanıyoruz.