Dili öğretmeden
akıcı konuşmayı bekliyoruz,
dini öğretmeden edep ve hayâ sahibi
olmayı bekliyoruz.
İşte bu mümkün mü?
Bilmiyorum.
Dil; ruhunda, zihninde, gönlünde ve bedeninde olanı iletişimle aktarabilmektir. Dil öğrenmede ve öğretmede nerede hata yapılıyor? Türkler, Türkçeyi bilmiyorlar, sadece konuşuyorlar mı?
Dili nasıl öğretiriz ile dili nasıl geliştiririz farklı şeyler mi?
Aynı şeyler dini öğrenmede ve öğretmede de yaşanıyor mu yoksa?
Önce dili öğreteceksiniz sonra dili geliştireceksiniz. Nasıl öğretileceğini veya öğrenileceğini öğrenmeden nasıl geliştirileceğini öğrenemezsin ve öğretemezsin de. Bu, yabancı bir dilde olduğu gibi dinde de böyle, imanda, ibadette, ahlakta, edepte, hayâda da böyle. Dili öğretmeden akıcı konuşmayı bekliyoruz, dini öğretmeden edep ve hayâ sahibi olmayı bekliyoruz. İşte bu mümkün mü? Bilmiyorum.
Türkçe öğrenilmeden ve öğretilmeden yabancı bir dil ne öğretilebilir ne öğrenilebilir. Yabancı dil öğretilmeden ve öğrenilmeden de o dil ne geliştirilebilir ne akıcı konuşulabilir. Din de böyle, diğerleri de ve aslında her konu böyle… Din öğrenilmeden ve öğretilmeden ne iman ne ibadet ne ahlak öğrenilir ne de doğru din anlayışı geliştirilir. İyi ve güzel ahlaklı, edep ve hayâ sahibi bir nesil, asıl kaynaktan (vahiyden), asıl yaratılışa (fıtrata) uygun öğretildikten sonra yetişir, gelişir ve olgunlaşır.
İlim ve bilimin temeli felsefedir, düşünmedir. Bir şey hakkında sistemli düşünemiyorsanız o şeyi sistemli öğrenemezsiniz, öğretmezsiniz, geliştiremezsiniz de. Felsefe boş konuşmanın karşılığı olarak düşünülen bir yerde nesnel bilim olmaz; dedi kodu olur, deneyimler olur.
Bilimin anası felsefe, babası mantıktır. Dil öğreniminde dört aşama vardır: bir; Türkçenin felsefesini öğrenirsin, iki; gramerini, algoritmasını, disiplinini öğrenirsin, üç; ezber yaparsın, hafızana yüklersin, dört; pratik yaparsın, hayatın her anında yaşaya yaşaya geliştirirsin. Din de böyle, diğer bilimler de. Dinin felsefesini öğrenirsin, emir yasaklarını öğrenirsin, ezberlersin ve yaşaya yaşaya en üst mertebeye çıkarsın; edep ve hayâ sahibi olursun. Bu dört aşamayı derinlemesine yapanlar öğrenirler, kendini geliştirirler ve öğretirler. Pergelin sivri ucu gibi, dimdik kale gibi sağlam dururlar. O konuda kelâm ve beyan sahibi olurlar; öğrenme ve öğretme felsefesini de ortaya koyarlar. Diğerleri ise kıyıda kalırlar, kenardan bakarlar, dedikodu yaparlar ve en çok da onlar şikâyet ederler.
Bu ülkenin çocuklarına yabancı dil öğretebilmek için, bu çocuklara ders veren Türkçe öğretmenlerine bir yabancı dil öğretilmesi esastır. Türkçe öğretmenlerine yabancı dil öğretilerek iki dil arasındaki kökleri, gövdeleri, dalları, çiçekleri ve nihayetinde meyveleri tatsınlar, anlasınlar. Öğrenciler çekim eklerini, eklemeli dilin ne olduğunu biliyorlar mı? Ne kadar? Türkçenin felsefesini, diğer dillere olan bağını, benzer ve farklılıklarını öğrensinler ki Türkçeyi, bu ülkenin çocuklarına öğretirken doğru öğretsinler. Ve böylece çocuklar Türkçenin felsefesini doğru öğrenerek hem kendilerini geliştirsin hem ana dillerinde gelişsin ve hem de yabancı dillerde gelişsin. Bu dinde de böyle, diğer ilimlerde de böyle.
Bir şey gelişmişse veya geliştirilmişse ona çok el değmiş demektir. Türkçe kendiliğinden doğal haliyle gelişmemiş, büyük bir aklın ürünü olarak gelişmiş ve geliştirilmiştir. Türkçe büyük bir mühendislik harikası olan bir dil! Bu mühendisliğin felsefesini öğrenebilenler, yabancı bir dili daha kolay, daha çabuk, daha kalıcı öğrenirler. Ve o yabancı dili daha doğru, daha akıcı, daha anlaşılır, daha ifade edici bir şekilde ana dillerine daha yakın konuşabilirler.
Türkçe mühendislik harikası bir dilken neden İngilizce bir dünya dilidir? İngilizce, insanın ilk doğduğu zamandaki kodlarına göre doğal sürecinde gelişen ve her seviyede insanın anlayabileceği en doğal, en basit, en net, en anlaşılır bir dil oluşundan kaynaklanıyor. Ve böylece her ülkeye, her eve giriyor ve insanları kalenin içinden işgal ede ede dünyayı kontrol ediyor.
DEVAM EDİYOR…