DOLAR
42,5007
EURO
49,3389
ALTIN
5.763,59
BIST
10.898,70
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
15°C
İstanbul
15°C
Yağmurlu
Pazartesi Az Bulutlu
13°C
Salı Çok Bulutlu
14°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
16°C
Perşembe Az Bulutlu
16°C

NE ZİHİN YAKICI SORU BU!    – 3 / 3

30.11.2025 17:52 | Son Güncellenme: 30.11.2025 17:53
A+
A-

 

 

Cemil Meriç şöyle der:

Bugün ayak takımı kahramana değil,

maskaraya alkış tutuyor.

 

 

Bir profesör bir öğrenciyi kürsüye çağırıp, önce kürsüde dersi anlattırmış. Sonra sandalyenin üzerine çıkıp anlatmasını istemiş. Sonra da sandalyenin üzerine bir tabure koyup taburenin üzerine çıkıp konuyu anlatmasını istemiş. Bu durumdayken öğrenci düşmemek için dengesini kontrol etse de konuştuklarında saçmalamaya başlamış. Hoca bu olaydaki ana fikri söyleyerek dersi şöyle bitirmiş: “İnsan yükseldikçe söylediklerinde tutarsızlıklar olur, saçmalar. Çünkü beyin söyleneni değil, bulunan yerden düşmemeyi önceler. Kendini yüksekte görenlerin saçmalaması da o sebeptendir.

Bu tespit maddi olarak doğru olsa da gerçeğin sadece bir kısmını ortaya koyabilecek yeterliliktedir. Gerçekten kurmay zekâlı büyük adamlar, farklı olma cesaretini gösteren ve yapılamaz denileni yapan karizmatik liderler, makamları yükseldikçe dolgun başaklar gibi mütevazı olurlar. Olaylara daha yukarıdan, daha derinden ve daha geniş bir açıdan bakarlar. Üçüncü bir gözle bütüncül bakarak daha nesnel, daha yalın ve daha gerçekçi görebildiklerinden, kahir ekseriyetle isabetli karar verip yaptıkları işleri çok daha iyi, çok daha güzel ve çok daha doğru yaparlar.

Havada askı gibi köksüz duran yapay insanlar var hayatımızda; sağımızda, solumuzda; aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya, her yanımızda. Memleketinden, medeniyetinden, tarihinden, kültüründen, örf ve adetlerinden bihaber, ayak tabanın dahi yere değdiğini hissedemeyecek kadar duygu yoksunu havada askı gibi yaşayan aidiyetsiz bir güruh var; birine de bir yere de bir medeniyete de henüz ait olamayan vasatın altında bir kitle… Mesela Maarif Model havada askı gibi duranları bir yere ait olmalarına ne kadar çözüm olabilecek, bilmiyorum.

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli; tüm zamanlarda muhtemel oyunlarla özünden uzaklaşan yahut uzaklaştırılan veyahut uzakta bırakılan bir nesli; bilimselliği, işlevselliği, hakikati ve marifetiyle, ‘köklerden geleceğe’ su gibi akabilen kabiliyetiyle, olgunluk, beceri ve değerleriyle bir pergel metaforu mantığıyla yaratılışıyla uyumlu bir şekilde yetiştirebilir mi? Yahut ne kadar yetiştirebilir? Veyahut hayatın merkezinde, kendi topraklarında kendi kökleri üzerinde yerin altından gökyüzüne doğru ne kadar boy verebilir; gövde, dal, budak yaprak salabilir? Açtığı çiçeklerden kaç tanesi meyveye durabilir? Aslında mesele budur! Bunu henüz bilmiyoruz. Ama fazlasıyla umutluyuz.

Toplumun sağı da bir, solu da! Birbirine benzer, bir elmanın yarısı gibi, kadınlar ve erkek gibi… Kişilikli insan siyasetçinin karşısında el pençe durmaz; o ikiyüzlülerin işi. Kişilikli insanları arayıp bulmak da siyasetçilerin işi… Liyakat sahibi, adaletli ve dürüst insanları, siyasetçi arayıp bulacak, diğerleri etrafında pervanedir zaten… Bu da zor iş! Mesela bu zor işi ne kadar kolaylaştıracak?

Taht; ruh, akıl ve kalp; emir, irade, keşif; işleyiş, sevk ediş; temsil merkezidir. Ülkeyi yönetmek, ejderhanın tepesinde dans etmek gibidir; zordur, çetindir. Nerden hangi başın uzanıp zehirleyeceğini asla bilemezsin. Hayat böyle işte! Bazı insanlar işine adanmayı, çalışmayı öğretir, bazı insanlar çalışmaktan vaz geçmeyi; bazıları sevmeyi, bazıları sevmekten vaz geçmeyi belletir. Bu manada liderlik ateş gibidir; kullanmayı bilirsen yolunu aydınlatırsın, bilemezsen düşer ateşte yanar başkalarının yolunu aydınlatırsın. Mesela bu modelin uygulanmasında, izlenmesinde, takip edilmesinde, bir üst seviyeye güncellenmesinde eğitimin tüm paydaşları ne kadar dirayetli ve lider ruhlu hareket edecek?

İşinde veya ilgilendiğin alanda, bilmediğin bir şeye rastlarsan, neden bilmiyorum diye rahatsız ol! Ve hemen öğrenmeye başla. Hatta o işe dair iyi bildiğini sandığın her şeyi, günde en az üç, beş defa sorgula. Bunu âdet edinen o alanda giderek söz sahibi olur. Çünkü bir şeyi bütün yönleriyle bilmek, diğer insanların arasında kişiyi daha seçkin kılar. Her ne kadar uyanıklar ön planda gibi görülse de işini doğru ve dürüst yapanlar her zaman, o işin gözdesi, lideri ve aranan adamı olurlar. Mutat ve konfor zamanlarında beyin durur, algılar kapanır ve bir statüko geliştirir. Şartlar değişince; baskı ve krizler artınca algılar açılır, yeni durumu okuma, anlama ve alternatif çözümler üretme faaliyetleri yeniden başlar. Mesela Maarif Modelin yönetilmesine, yöneticiler ne kadar liderlik edecekler?

En büyük ahlak sorunu doğru ve dürüst insanların dışlanıp, yalaka ve iki yüzlülerin ise tercih edilmesidir. Kaliteli insanların az, yalnız ve kendine has bir duruşu; kalitesiz, ezik ve yetersiz insanların bir arada kuru kalabalık halinde olduğunu görürsünüz. Akıl sağlığını korumak için fazla iyi niyetli olmayı da herkese güvenmeyi de ve tüm olayları kişisel algılamayı da millet olarak acilen bırakmanız gerekiyor. Bu çok acil! Mesela Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, Türkiye’yi çağın ötesine, çağların fevkına yükseltecek karizmatik liderler ne kadar yetiştirecek?

Cemil Meriç şöyle der: “Bugün ayak takımı kahramana değil, maskaraya alkış tutuyor.” “Öyle bir devir ki; bilen yazmıyor susuyor, bilmeyen yazıyor susmuyor…” diyen Ahmet Hamdi Tanpınar, bir eserinde Yahya Efendi’nin dilinden şöyle bir anekdota yer verir: Yahya Efendi; “Riyakâr insanların bazı iyilikleri bulunduğunu şimdi anladım. Halk riyayı seviyor, mürai (ikiyüzlü, münafık) olmayandan ne korkuyor ne de utanıyor. Onun için başlangıçta yüz vermediğimiz bazı müraileri sonunda yüksek vazifelere getirmeye mecbur kaldık.” der ve riyayı “şerrin gizli menzilidir” diye tarif eder.

Dün, bugün ve gelecekteki felaketin ne olduğunu, neden olduğunu, nasıl olduğunu, nereden geldiğini, kiminle olduğunu ‘köklerden geleceğe bakabilen feraset sahibi her insan net bir şekilde görebilmektedir. Düşünsenize! Bunun için şu an kim ne yapıyor? Ne yaptığını biliyor mu?  Ne yapması gerekiyor? Gerçekten yapıyor mu?

Mesela şu an sen ne yapıyorsun?

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.